İskoçya’nın keşfedecek çok fazla yeri var. Bir yandan Highland’leri merak ederken diğer yandan da ülkenin etrafındaki yüzlerce adayı merak ediyoruz… Martın sonunda, bir arkadaşımızla beraber havanın çok güzel olduğu bir haftasonu Bute Adasına gittik…

Adaya gidebilmek için ilk olarak Glasgow merkez istasyonundan Wemyss Bay ‘e trenle yaklaşık 50 dakika süren bir yolculuk yaptık. Tren yolculukları çok keyifli oluyor. Özellikle de  evde espressolarımızı yapıp termosumuza doldurursak, değmeyin keyfimize, kahvemizi yudumlayarak yolculuğun tadını çıkartıyoruz…

Wemyss Bay’a geldikten sonra  Bute Adasına feribotla geçtik. Bu yolculuğumuzda yaklaşık yarım saat sürdü.

Bute oldukça büyük bir ada. Büyüleyici bahçeleri ve mimarisi ile ünlü. Biz zamanımız kısıtlı olduğundan sadece  Mount Stuart House’a gidebildik…

Adanın mimarisi gerçekten etkileyiciydi, özellikle de Mount Stuart’a doğru giderken yol üzerinde gördüğümüz büyük ihtimalle yazlık olarak kullanılan evler olağanüstü güzeldi…

Feribottan indiğimizde otobüs saatleri bize uymadığı için biz taksi kullandık, bir daha ki gidişimizde bisikletlerimizi almayı planlıyoruz.. Böylece adanın her yerini gezebiliriz diye düşünüyoruz.

Mount Stuart House’un büyük bir alanı var… Ağaçlar, yollar, yeşilin tonları İskoçya’nın her yerinde olduğu gibi büyüleyici…

Bahçedeki çalılıklar henüz yeşile dönmemişti gittiğimizde… Kış Bahçesi ise Mount Stuart gibi büyük ve gösterişli evlerin olmazsa olmazı…

 

Mount Stuart House, 1719 yılında inşa edilmiş… Neredeyse üçyüz  yıllık bir yapı. Victorian Gothic tarzı yapının en önemli özelliği, dünya üzerinde  ısıtma sistemi kurulan ilk havuza sahip olması.. İskoçya’da ise ilk elektrikli lambaları, merkezi ısıtma sistemini ve telefonu ilk  kullanan ev olması ile ünlü bir yapı…

Bizim yapının içini gezmek için zamanımız yoktu ve o zaman yapı hakkında bu kadar çok şey bilmiyordum… Yapının zemin katında bulunan cafe/restoranda birşeyler yedik ve Mount Stuart’ın ünlü bahçesini gezdik. Gerçekten çok güzel ve bakımlı bir bahçesi var…

İskoçya’nın her yerinde görebileceğiniz ve yanlış bilmiyorsam adı Japon Gülü olan bu ağaç bana “Alice Harikalar Diyarını”ndaki kırmızı- beyaz gülleri hatırlatıyor…

Mount Stuart’ın bahçesini de gezdikten sonra tekrar iskelenin olduğu yere döndük, biraz dolaştıktan sonra önce feribot sonra trenle Glasgow’a geri döndük. Çok güzel bir gezi oldu bizim için… Havanın güzel olması da büyük bir şanstı. Bir daha ki sefere bisikletlerimizle gidip daha çok yerini görmeyi umuyoruz…

Biz 5. ayımızı bitirdik Glasgow’da, şimdi ailelerimize kavuşma ve tatil zamanı…İnsanın tatil için kendi ülkesine gitmesi değişik bir duygu…  Dönüşte ilk yazım Glasgow’un kendisi ile ilgili olacak…

Sevgiler