Neresinden başlasam bilmiyorum Glasgow’un. En iyisi bir plancı olarak şehrin ulaşımından başlıyım…

Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi Glasgow büyük bir şehir. İskoçya’nın başkenti olan Edinburgh’a otobüsle ve trenle yaklaşık 1 saat uzaklıkta. Londra’ya ise trenle ortalama 5 saat, uçakla ise 1 saat uzaklıkta.

Glasgow’a  Türkiye’den direk uçuş bulunmuyor.  Havaalanı aktarması yapmadan gelmek isterseniz, Edinburgh Havaalanı’na  THY ile gelebilirsiniz. Edinburgh havaalanından da  otobüs veya taksi ile yaklaşık 1 saatte Glasgow’a ulaşabilirsiniz…Bir diğer alternatif ise aktarmalı uçuşlar. Aktarmalı uçuşla Glasgow Havaalanı’na gelebilir; oradan da otobüs veya taksi ile istediğiniz yere gidebilirsiniz. Edinburgh Havaalanından Glasgow merkez yaklaşık 50 £; Glasgow Havaalanından ise 15 £ tutuyor taksi ile…

Şehir içindeki toplu ulaşım tren, otobüs ve metro ile sağlanıyor. Metro hattı şehir merkezini içine alan bir ringden oluşuyor.

Oldukça basit bir metro güzergahı var Glasgow’un. Yukarıdaki şemada sağ üstte görülen Buchanan Street ve St. Enoch merkezde yer alan metro istasyonları. Bazı istasyonlarda trene doğrudan aktarma yapabiliyorsunuz; tek dikkat etmeniz gereken metroya binerken hangi yöne gideceğinizi doğru belirlemeniz. Yanlış binerseniz de yine istediğiniz durağa gidersiniz ama biraz daha uzun sürmüş olur 🙂 Metronun araçları, Londra’dakilere benziyor. İlk bindiğimde kendimi komşuya oturmaya gitmiş gibi hissetmiştim. Elimde fotoğraf yok ama internetten ararsanız ne demek istediğimi anlarsınız 🙂

Glasgow ulaşım açısından zonlara ayrılmış durumda… Emin değilim ama tüm Glasgow 50’nin üzerinde zondan oluşuyor sanırım… Aylık yada haftalık ulaşım kartları çıkartabiliyorsunuz, burada önemli olan hangi zonları kullandığınızı iyi belirlemek. Kart çıkartabilmek için en az iki zon seçmek gerekiyor… Merkezin bir bölümü zonlardan bağımsız olarak ulaşım ağınıza dahil oluyor. Ev- işyeri için sık kullanılan zonları seçmek en mantıklısı. Zone sayısı arttıkça fiyat çok değişiyor.  Bu zonların içindeki tüm ulaşım (metro-tren-otobüs) ay boyunca sınırsız oluyor… Bizim için 2 zon yeterli oluyor. Biz bu kartlardan kullanıyoruz. Ancak gözlemlediğim kadarıyla insanlar pek kullanmıyor… Sürekli kullanan biri için ekonomik olduğunu düşünüyoruz. Kartın fiyatı 2 zon – 4 hafta için 68 £ ediyor; oysa otobüsle şehir merkezine bir  gidiş 2 -2.5  £ civarında…

Otobüs ve trenlere bindiğinizde de  para ödeyebiliyorsunuz; illa önceden biletiniz yada kartınız olması gerekmiyor;  ama otobüslerde gideceğiniz yerin ücreti kadar bozuk paranız olmalı mutlaka. Otobüs şoförleri para üstü vermiyor, daha doğrusu gideceğiniz durağı söyledikten sonra  parayı bir makinenin içine atıyorsunuz ve fazla para verdiyseniz para üstü gelmiyor…Bunun sıradaki diğer  insanların fazla beklemesini önlemek ve otobüslerin duraklara zamanında varabilmesini sağlamak için uygulandığını düşünüyorum. Bu arada, otobüsler için  telefon uygulaması ile de bilet alınabiliyormuş. Biz de yeni öğrendik ve bu ay kartını henüz yenilemediğimiz Demir için cep telefonu üzerinden bilet aldık. Telefondaki bileti otobüs şoförüne göstermek yeterli oluyor…

Burada otobüse binerken ilk kimin durağa geldiğine; sizden önce durakta bulunanlara; sizden sonra gelenlere dikkat etmeniz gerekiyor.  Sıra çok önemli bir kavram, bizden farklı olarak… Yaşlı yada engelli olduğu için kimse sizden sıranızı vermenizi falan beklemiyor ama olurda sizden önce gelen birinin önüne geçerseniz bu çok büyük bir kabalık olarak algılanıyor… Bu sadece otobüs sırasında değil elbette, tüm sıralar için geçerli bir kural…Otobüse sizden önce binen kişi bilet parasını ödemeden, daha doğrusu işi bitip de ilerlemeden otobüse binmiyorsunuz. Herkes büyük bir sabır ve saygıyla birbirini bekliyor.  Burada insanlar zamanla yarışmıyorlar, herkes birbirine karşı çok anlayışlı. Otobüste ön sıralar yaşlılar ve engelliler için boş bırakılıyor, ilk binenler arkalara geçiyor. Otobüsten inmek istediğiniz zaman;  bir önceki otobüs durağını geçer geçmez düğmeye basmanız, ön kapıya yaklaşmanız ve böylece şoförü orada ineceğinize dair bilgilendirmeniz gerekiyor.  Duraktan binecek olan yolcunun da beklediği otobüs geldiğinde, otobüse bineceğine dair işaret etmesi gerekiyor. Eğer duraktan binecek ve otobüsten inecek yolcu bulunmuyorsa otobüs durakta durmuyor.  Gözlemlediğim kadarıyla şehrin yazılı olmayan  kuralları bunlar…Bir de otobüsten inerken otobüs şoförüne mutlaka teşekkür ediliyor…

Otobüs durakları ile ilgili çeken ve aslında bizde de uygulansa iyi olur dediğim şeylerden biri; her otobüs her durakta durmuyor. Özellikle merkezi noktalarda yan yana birçok otobüs durağı görebiliyorsunuz. Otobüs durağında orada hangi otobüslerin durduğu yazıyor, böylece tek bir durakta otobüslerin ve yolcuların yığılmasının önüne geçilmiş oluyor. Otobüs duraklarında, otobüslerin yanaşması için ayrılan alan da gerçekten bir otobüsün yanaşıp, daha sonra tekrar yola katılacağı kadar uzun bir alan. Genel olarak bu alanlar boş bırakılsa da özel araç sahiplerinin zaman zaman kısa süreli park ettiklerini de gördüm …

 

Tren de burada önemli bir ulaşım aracı. Hem şehir içinde hem de şehir dışı için iyi bir alternatif.  Glasgow büyük bir şehir, geniş bir alana yayılmış durumda. Ana merkezi dışında pek çok alt merkezi bulunuyor. Demiryolu tüm Glasgow’u sarıyor, ve heryere trenlerle ulaşabiliyorsunuz. Merkezde 2 ana tren istasyonu bulunuyor. Bunlardan biri Glasgow Central Station,  Londra’ya ve diğer şehirlere giden trenler buradan kalkıyor. Yine şehrin güneyine giden trenler de buradan kalkıyor. Burası çok büyük ve mimari açıdan da güzel bir tren istasyonu  İçinde oteli, cafeleri, marketi, butiği ile günün her saati çok canlı bir yer… Diğer tren istasyonu ise daha çok Glasgow’un Clyde Nehrinin kuzeyinde kalan bölgelere giden trenlerin kalktığı bir istasyon.  Diğeri gibi büyük bir yer değil ama önemli bir istasyon…

Tren biletlerini  internetten alabiliyorsunuz, özellikle şehir dışına çıkıyorsanız fiyat ve zaman açısından çeşitli alternatifleri de görebiliyorsunuz internette.  Bilet kontrolü burada çok sıkı. Hem trenin içinde hem de istasyonlara giriş-çıkışta bilet kontrolü yapılıyor mutlaka… Biletinizi kullandıktan sonra, yolculuğunuz tamamlanıp, istasyondan çıkana kadar atmamalısınız  o yüzden.

Taksi ile ulaşım Avrupa’nın diğer yerlerinde olduğu gibi burada da pahalı. Glasgow’da iki çeşit taksi var. Biri Londra’da da görülen sevimli, şık, eski tip araçlardan oluşan taksi tipi; diğeri ise telefonla arayıp çağırdığın; plakasına bakmadan taksi oldugunu anlamadığın taksiler… İlkinin daha pahalı olduğu söyleniyor…Telefonla çağırıp beklediğin taksiler ise nispeten daha uygun oluyor. Biz Ikea’dan aldığımız ürünleri taşıyabilmek için birkaç kez kullandık.  Taksi şoförleri çok kibar ve yardımseverler; aynı zamanda konuşkanlar…

Özel araçta çok kullanılıyor, özellikle sabah ve akşam saatlerinde trafik tıkanıyor. Tabii İstanbul’la karşılaştırmıyorum. Trafik yönüne yaya olarak bile hala alışamadım. Burada araba kullandığımı hiç düşünemiyorum.

Ulaşımda bana ilginç gelen şeylerden biri de, çıkmaz sokaklar. Bizim çıkmaz sokaklarımızdan farklı olarak bu sokaklar aslında ana yola çıkıyor ama buradan araçların geçmesi engelleniyor. Ana yol dediğim E5 gibi bir yol falan sanılmasın tabii, bizdeki orta yoğunlukta bir caddeden bahsediyorum.  Her sokağın caddeye bağlanmasını bu şekilde engelliyorlar ve trafiği kontrol altında tutuyorlar sanırım… Biz de ulaşım için böyle bir proje hazırlansa ortalık karışır herhalde … Caddeye kadar yolu getireceksin, ama çeşitli engellerle caddeye geçişe  izin vermeyeceksin ! İlk olarak orada oturanlar karşı çıkar, engelleri kaldırmaya hatta araba ile üstünden geçmeye çalışılır… Oysa ki çok basit ve trafiği bypass etmek için sokak aralarına dalıp; daracık sokağı ana caddeye çevirenleri engellemek için iyi bir yöntem…

Bisiklete gelince; bana kalırsa çok bisiklet dostu bir şehir değil Glasgow. Yollarda bisiklet için yollar ayrılmış ama genelde arabalar park ediyor buralara. Bisiklet kullanımı için çok düz bir şehir de sayılmaz, zaman zaman yokuşlar var güzergahlar üzerinde. Tabii bisiklet kullananlar var ama diğer Avrupa şehirlerine göre daha az olduğunu düşünüyorum. Geldiğimizden beri bisiklet kullanıp kaza yapan birkaç kişiyi duyunca şehir içinde kullanmanın çok da güvenli olmayabileceğini düşündük doğrusu… Şehir içi için değil ama buradaki uçsuz bucaksız parklar için bisiklet almayı düşünüyoruz biz yine de …

En güzeli ise bana göre Glasgow’da yürümek…Günde 10.000 adım atmaya çalışıyorum, genelde de atıyorum/ atıyoruz… Geniş kaldırımlar, adım başı parklar, ağaçlı, çiçekli yollar insanı yürümeye teşvik ediyor. Sık sık yağan yağmur bile buna engel olmuyor… Özellikle de etrafınızda sürekli koşan/ yürüyen genç/yaşlı her yaşta insanı gördükçe daha çok yürümek istiyorsunuz…

2 aylık izlenimlerimle aklıma gelenler bunlar… Ulaşım konusu,  dilerim sıkıcı gelmemiştir.  Bir daha ki konu seçimim biraz daha görsel ağırlıklı olsun 🙂