BOSTON

IMG_1113

New York’tan sonraki durağımız Boston oldu. Gitme amacımız Northeasten Üniversitesinde gerçekleştirilen  konferansta eşimin yapacağı sunumdu.  Boston’da merkezdeki  sıradan otellere vereceğimiz parayı şehrin biraz dışında iyi bir otele verelim diye düşündük ama İstanbul trafiği ile karşılaşacağımızı bilmiyorduk tabii. Otelimiz ve çevresi (Burlington-Massachusetts) çok güzel olsa da 1 saatte ancak Boston merkeze varabildik. Boston’ın yolları oldukça karışıktı. Hızlı bir trafik, sağdan-soldan sürekli ayrılan yollar, car-pool denen ve insanların tek başına yolculuk etmesini önlemek için geliştirilmiş ayrı şerit uygulaması ilk  gün aklımızı karıştırdı. Zaman zaman bizde de trafiğe çözüm olarak sunulan ama nasıl olacağı bir türlü açıklanmayan “herkes tek başına biniyor arabasına, insanlar toplanıp gitmeli” sözünün uygulamasının nasıl olduğunu Boston’da gördüm. Elbette kimse kimseyi zorlamıyor ama eğer arabada en az iki kişi olursanız trafiğe takılmadan ayrı bir şeritten gidebiliyorsunuz. İlk zamanlar suistimaller olsa da  termal kameralar sayesinde arabadaki kişi sayısı belirleniyor ve böylece kaçak geçiş söz konsu olmuyor..Kaçak geçişlerin cezası  tutuklanmaya kadar gidebiliyor. Carpool yollarda sarı baklava şeklindeki işeretle sembolize ediliyor. Carpoolu aynı zamanda içinde sadece sürücü  bile olsa elektrikli araçlarında kullanmasına izin veriliyor…

IMG_1135

New York-Boston arasındaki yola bayıldık. Çok güzeldi. Ormanın içinden giden 2 şeritlik bir yol… I-95 denen ana yolu değil ona paralel olan bir yolu kullandık. İlk gün Boston’a vardığımızda hem üniversitenin yerini belirlemek hem de birşeyler yemek için merkeze indik. Üniversiteyi bulduktan sonra limana doğru yürüdük. Orada bulduğumuz bir İtalyan lokantasında oturduk. Oldukça büyük porsiyonlarda gelen yemeklerimizi bitiremedik. Biz kalkmak için hazırlanırken kalan yemeklerimizi paket yapıp getirdiler, tabakta yemek bırakılmasını pek hoş karşılamadılar. İkinci şaşkınlığımızı da hesap öderken yaşadık. Hesabı ve hesabın %10’unu bahşiş olarak bıraktıktan sonra garson sadece hesabı aldı bahşişi iade etti. Birşey söylemese de yüzünden birşeylere bozulduğu anlaşılıyordu. Sorunun ne olduğunu sorunca, Amerika’da en az %15 bahşiş verildiğini, %10 ‘un az olduğunu belirtti. Çok şaşırdık tabi ve gerekli bahşişi! ödedik… Adı bahşiş olsa da hesabın bir parçası anlaşılan…

IMG_1161

Çalıştayın başladığı ilk gün sabah ilk sunumlardan biri eşime ait olduğu için sabah erkenden yollara çıktık. Erken gideriz kahvaltı yaparız derken ucu ucuna yetiştik. Üniversitenin 16 yaşından küçükleri içeri almamasından ötürü Demir’le ben İbrahim’i izlemeye gidemedik. Biz anne-oğul çevrede hem birşeyler yer hem de dolaşırız derken, ilk gün aslında hiçbir yeri gezmemiş olduğumuzu anladım. Arabayla üniversitenin önünden geçmiştik ama merkez nerede, nasıl gidilir hiç bilmiyordum. Demir’le birlikte yürümeye başladık. Elimizde harita da olmadığı için tamamen tesadüfi ilerledik. Sabahın erken saatlerinde etrafta birini bulmak da mümkün olmadığından otobüs durağındaki haritadan yardım aldım. Hava gittikçe ısınırken, yollarda aç-susuz kaldık…

IMG_1160

İtfaiye binasının önündeki bankta hem dinlendik hem de fotoğraflar çektik. Her yerin birbirine benzediği çevrede bu bina röper noktası oldu bize…

IMG_1152

Sonradan anladık ki tamamen ters yöne gitmişiz. İlk karar verdiğimiz noktada ileri değilde geriye gitseymişiz, binanın ön tarafında güzel güzel kahvaltımızı yapabilecekmişiz… Neyse döndük dolaştık yine oraya geldik ama biraz daha acıkmış ve susamış olarak tabii 🙂  Biz tatsız- tuzsuz bagelle kahvaltı yapana kadar İbrahim’in  işi bitti, yanımıza geldi…Birlikte Boston’ın tarihi kent merkezine gitik. Biz metroyla gideceğimizi düşünürken, eski Amerikan filmlerinde gördüğümüz tramvaylarla yolculuk yaptık…

IMG_1334

Merkezdeki gezimizi bir sonraki yazıya bırakarak The Cheesecake Factory’i sizlerle paylaşmak için sabırsızlanıyorum.Otelimizin bulunduğu Burlington’da büyük bir alışveriş merkezini görünce hem birşeyler yemek hem de dolaşmak için iyi olur diye düşünerek otoparka girdik. Arabadan indik ve karşımızda henüz ortada Amerika konusu bile yokken (Müjde Hn. sayesinde) aklımızda olan The Cheesecake Factory ‘i gördük. O an adımlarımız hızlandı ve gözlerimiz parladı. Biz sadece içeride cheesecake var diye düşünürken yemeklerinde olduğunu öğrendik. İnanılmaz kalabalık. Oturabilmek için uzun bir listeye adınızı yazdıryorsunuz. Yaklaşık saati öğrendikten sonra da size verilen aletle birlikte alışveriş merkezinde dolaşabiliyorsunuz. Sıra size geldiğinde elinizdeki alet yanıp- sönmeye- titremeye başlıyor. Bizde de kullanılan bu yöntem psikolojik olarak insanı rahatlatıyor. Sıra bize geldiğinde biz çoktaaaan restorantın içinde bekliyorduk tabii ki.

IMG_1541

Çeşit çeşit cheesecake’lerin yanısıra pastalar ve dondurmalar da var…

IMG_1551

Beklerken 43 çeşit cheesecake  arasından seçim yapmaya çalıştık…

Hepsi birbirinden güzel görünen cheesecakeler arasından seçmek gerçekten zor oldu…

IMG_1539

IMG_1574

Demir “The Original” cheesecake seçti.

IMG_1554

İbrahim çikolatalı bir cheesecake seçerken,

IMG_1577

Ben daha renkli bir seçim yaptım. Mangolu ve lime’lı…Hepsi birbirinden güzeldi. Yanındaki krem şanti gibi görünen ama tadı çok güzel olan kreması bile harikaydı.

IMG_1542

Sizlere uzun uzun anlattım ve muhtemelen canınızı çektirdim. Ben bu yazıyı hazırlarken ne kadar zorlandım tahmin edersiniz … Ancak sizlerle doğru olmasını umduğum bir haberi paylaşayım, The Cheesecake Factory yakın zamanda İstanbul’da da açılacakmış. Tahmin ediyorum ki şu anda İstanbul’un dört bir yanında  mantar gibi türeyen alışveriş merkezlerinden birinde yer bulacaktır kendine…

Boston yazılarının devamında;

          Boston Tarihi Kent Merkezini

          Akvaryum Gezisini

          Balina Gözlem Turunu

          ve Bilim Müzesini

     anlatacağım…..Tabii araya bir Angry Birds Pastası daha geliyoooor !!!!

← Previous post

Next post →

2 Comments

  1. Güzel bir gezi olmuş Neslihan. Buraya kadar anlattıkların San Francisco’yla çok örtüşüyor. Carpool uygulaması, tarihi tramvay ve Cheesecake Factory aynen San Francisco’da da vardı. Los Angeles’ta da tarihi tramvay eksik 🙂
    Cheesecake Factory’e ilk gittiğimde neden Türkiye’de açmıyorlar bunu diye düşünmüştüm ama ülke dışına franchising vermediklerini öğrenmiştim, bu kararlarından vazgeçtilerse çok iyi olur doğrusu. O cheesecake’leri ve yemekleri yemek için Amerika’ya yolumuzun düşmesini beklemek gerekmesin artık 🙂
    Gezi notlarının devamını bekliyoruz….

    • Merhaba Murat;

      Boston gezisi güzel oldu gerçekten ama New York’tan sonra sönük kaldı tabii 🙂 San Francisco ve Los Angeles’ı merak ediyoruz biz de.

      Cheesecake Factory’nin Dubai’de bir şubesi olduğunu duydum ancak orada sadece cheesecake satıyorlarmış, yemek işine girmemişler. Umarım İstanbul’da yemek+cheesecake olur :))
      Gezi notlarının devamı gelecek… Yazıda da bahsettiğim gibi Boston’da anlatacaklarım bitmedi arkasından da Baltimore geliyor. 🙂

Bir Cevap Yazın

+ 85 = 88