IMG_0753

Bu anıt 11 Eylül’de hayatını kaybedenlerin anısına yapılmış. Ateş, yapıldığı günden beri yanıyor…

IMG_0750

Demir’in ve eşimin önünde durdukları bu heykel aslında 11 eylülden önce ikiz kulelerin önünde duran bir heykel. Patlamalardan sonra bu hale gelmiş ve o günün etkilerinin unutulmaması için değiştirilmeden bu parka getirilmiş.

NY-Boston-Baltimore-2012

İkiz kulelerin olduğu bölgede her yerde 11 Eylülün izlerini görüyorsunuz.  Anma müzesi, anıtlar, heykeller… Aradan 12 sene geçmiş olmasına rağmen belli ki hiç unutulmamış.

Ben çok iyi hatırlıyorum dünya tarihini değiştiren o korkunç olayı. İlk uçakta herkes kaza zannederken ikinci uçağın çarpmasıyla birlikte bunun bir terorist saldırı olduğu anlaşılmıştı.

O günlerde ne kadar korkunç gelse de oraya gidince anladım ki aslında biraz film izler gibi izliyoruz televizyondan gördüğümüz olayları. Müzeyi gezerken hissediyorsunuz o günün etkisini . Olayla ilgili birçok komplo teorisi geliştirildi, filmler yapıldı. Sebebi her ne olursa olsun sonucu değiştirmiyor. Dünya Ticaret Merkezinde  o gün 2603 kişi hayatını kaybetti.

Yukarıdaki kolajda sol altta gördükleriniz, ikiz kulelerde hayatını kaybeden itfaiyecilere ait. Ortadaki fotoğrafta ise hayatını kaybedenlerin isimleri yazıyor.

Amerika’da he yerde uyarılar var, insanlara etraflarına dikkat etmelerini ve herhangi olağandışı bir şahıs, paket yada olayla karşılaştıklarında yetkililere haber vermelerine dair…

IMG_0763

Amerika’nın simgesi… Biz yanına gitmek için zaman ayıramadık doğrusu. Tıklım tıklım feribotlarla gidip,sayısını hatırlayamadığım merdivenlere çıkıp, turist kafilesi ile beraber fotoğraflar çekip geri döneceğimize sahilden bakmayı tercih ettik. Doğrusu hiç de pişman olmadık  🙂

IMG_0772

Özgürlük Heykeli yanımda benim zaten 🙂

IMG_0762

Bayan Amerika’ya giden feribotlardan biriydi sanırım. İçinde olmak istemezdim ama rengine bayıldım…

IMG_2448

Amerika pazarlama ülkesi… Bunun bir kanıtı da M&M ‘in mağazası. İçeride yüzlerce insan var. Biz de Demir’e söz verdiğimiz için girdik tabii.

IMG_2450

İçeride m&m’in logosunun olduğu bir çok hediyelik ürün var. Ve çoğu da etikete bir daha baktıracak kadar pahalı. Ama pazarlama işte, herkes elleri kolları dolu çıkıyor buradan.

IMG_2466

Yukarıda ve aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz renk renk şekerlerin ben birkaç fotoğrafını çektim ancak mağazada daha birçok versiyonunu yapmışlar. Boyutlarına göre, renklerine göre, renklerin tonuna göre, çikolatalı-fıstıklı olmalarına göre ayrılmışlar. Bu uzun tüplerin ucunda musluk var ve oradan torbanıza istediğiniz kadar dolduruyorsunuz. Herkesin ellerinde poşet poşet m&m’leri görünce, biz de alalım bari dedik, bir poşetin 1/4’ünü doldurup verdiğimiz paraya inanamadım.  Sonuçta lezzetli olsalar da bizim bonibonlar işte…

IMG_2468

NY-Boston-Baltimore-20121

Ve yıllarca bilinçalımıza kazınan Amerikan markaları ve binaları. Filmlerde, reklamlarda, dergilerde bir şekilde hep hayatımızın içindeler. Yabancılık çekmiyorsunuz.

IMG_3688

Son New York yazımda kalan herşeyi paylaşmak istedim. Brodway’de bir müzikale gitmeyi New York planlarını yapmaya başladığımızda düşünmeye başlamıştım. Benim favorim “Phantom of the Opera” (Operadaki Hayalet) olsa da bir anne olarak önceliği oğluma verdim tabi ve Aslan Kral’a, Amerika’ya  gitmeden 2 ay önce  internet üzerinden bilet aldık. Bileti en arkadan almamıza rağmen yerimiz çok güzeldi. Ve gösteri muhteşemdi. Sahne, müzikler, danslar hepsi çok güzeldi.

 

IMG_3687

IMG_3683

Unutamadığımız bir yer daha. Lego dükkanları. Malesef bizde hala yok. Aracı firmalar aracılığı ile geliyor bize. Bu da orjinal fiyatının tam 2 katını vermemize yol açıyor. Lego severler olarak bu duruma tepkiliyiz…

IMG_3682

Lego dükkanları muhteşem. İstediğiniz renk, istediğiniz boyuttaki parçaları seçip, tarttırıyorsunuz.  Kilo ile lego! Neler yapılır düşünsenize…

IMG_3681

Legoların “arthitecture” serisi de muhteşem. İstanbul’da da görmeye başladım artık .. Ama dediğim gibi 2 katını vermek gerçekten zor geliyor…

IMG_2411

Amerika’da beni en çok etkileyen şeylerden biri kamyonlar oldu. Sizlere şehirlerarası yollardakileri gösterebilmek isterdim ama malesef yakalayabildiğim tek örnek Manhattan sokaklarında dolaşan bu kamyon oldu… Hepsi birbirinden parlak renkli, hepsi bakımlı, tertemiz ve hepsinin bir tarzı var… Ve hepsi çok  hızlı yollarda. Her zaman tır kullanmanın nasıl olduğunu merak etmişimdir, Amerika’da ilgim daha da arttı.

 

IMG_0780

Manhattan’ın gri, soğuk, yüksek gökdelenlerinin yarattığı havayı, şehrin içine dağılmış heykeller dağıtıyor. Çevreyi canlandırıyor, insanın içini ısıtıyor… Hepsi çok estetik duruyor…Bu kadar beğenmemde kırmızı olmalarının da etkisi vardır elbette. Etrafınıza baktığınızda sizi rahatsız edecek şeyler kadar mutlu edecek, göz zevkinize hitap edecek şeyler de buluyorsunuz. Biraz yeşillik, biraz renk, bir küçük duvar resmi, ilginç bir reklam panosu…Etrafta koşuşturan insanlar var ama gergin değiller, trafik bizdeki kadar berbat ama kornaya basmıyorlar…Sanmayın ki Amerika hayranıyım, sadece gezdiğim şehirleri sürekli İstanbul’la karşılaştırıyorum ve hep aynı sonuca ulaşıyorum; İstanbul kadar insanı yoran, zorlayan bir şehir daha yok. Düşünsenize dünyanın en büyük metropolü bize sakin geldi İstanbul’dan sonra.

IMG_0722 IMG_2393

Demir molalarımızda her zamanki gibi vakit kaybetmeden oyun oynamaya başladı.  Demir için oyun oynamak hala hayatının merkezi. Oyun oynamadığı her an vakit kaybı onun için.

IMG_2418

New York sokaklarında dolaşırken bulduğumuz parkta biz dinlendik Demir ise önce Pentaque oyununu oynayanları seyretti,fırsatını bulunca da daldı  oyun alanına. Pentaque, metal ve portakal büyüklüğünde toplarla oynanıyor. Her yaşa hitap eden bir oyun, parkta oturduğumuz süre boyunca gençlerde, yaşlılarda oynadılar. Amacı ve kurallarını anlayabilmiş değilim ama oynayanlar keyifli görünüyordu…

IMG_2422

 Oturduğumuz park çok güzeldi. İnsanı New York’un karmaşasından uzaklaştıran, herkesin istediği gibi takıldığı, ağaçlar arasında bir park. Ağaçların arasından gökdelenleri görünce hatırlıyorsunuz nerede olduğunuzu…

IMG_2499

Ve Demir’in New York’taki son günümüzde hali. Kendisini bu halde otele almayacaklarını söyledim ama güldü geçti 🙂

Kayahan’ın son kasetinin hiç sonunun gelmemesi gibi benim New York yazılarımın da sonu gelmeyecek sanmıştınız değil mi?  Ama bitti !! Bundan sonra ki yazıda Boston’a gidiyoruz… 🙂

Herkese Sevgiler