Central Park

Central Park’ın girişinde süslü faytonlar karşılıyor sizi. İsterseniz onlarla gezebiliyorsunuz parkı. Biz tercih etmedik ama belki de etmeliydik. Parka 2 kez gelmiş olmamıza rağmen sanırım ancak yarısını gezebildik.

 

Central Park’la ilgili düşüncelerim de Amerika hakkındaki düşüncelerim gibi önyargılarla doluydu. Bütün adayı gökdelenlerle doldurup ortasında da park bırakınca yeşil alan ihtiyacı sağlanmış mı oluyor diye düşünüyordum. Tabi o zamanlar Central Park’ın boyutları hakkında bir fikrim yoktu. Parkın içine girer girmez büyülendik. Yeşilin her tonu vardı parkın içinde. Park denmesi alanın beynimizde daha küçük algılanmasına neden oluyor oysa bildiğiniz orman yada koru burası. Evet doğal değil ama bunu önceden bilmiyor olsanız emin olun anlayamazsınız. Central Parkı çok beğendim hatta kıskandım. Bizim birbirinden değerli yeşil alanlarımız ya yerleşime açılmak suretiyle yada verilen yanlış fonksiyonlarla yavaş yavaş yok olurken; adamlar 1800’lü yıllarda bataklık ve uçurumlardan oluşan vasıfsız bir alanı yıllar içindeki doğru kent politikaları ile birlikte cennete dönüştürmüşler. Şehir Plancısı olmak böyle zamanlarda zor geliyor insana. Sürekli karşılaştırma yapıyorsunuz ve kafanızın içinde bir sürü soru işaretleri ile birlikte yürüyorsunuz.

 

Gökdelenlerin arasından parka  girdiğinizde, zaman ve mekan kavramını yitiriyorsunuz. Dünyanın en önemli finans ve ticaret merkezinde olduğunuzu size hatırlatan tek şey zaman zaman ağaçlarn arasından gözüken gökdelenler…

 

Parkın her yerini gezebiliyorsunuz. Yaya ve bisiklet için yol bölünmüş. Birbirlerinin yoluna girmiyorlar. New York’lular aktif olarak kullanıyorlar parkı. Yürüyenler, koşanlar, bisiklete binenler, çocuklarını gezdirenler,

 

Piknik yapanlar,

 

 

güneşlenenler, futbol oynayanlar, beyzbol oynayanlar, frizbi oynayanlar…

 

Arkadaşları ile sohbet edenler….

 

Uyuyanlar…

ve yeni arkadaşlıklar kuranlar…

 

Herkes kendi halinde, herkes huzurlu,

 

Ve parkın ev sahipleri…. Sincaplar heryerde. Kaçmıyorlar, çok yakınlarına kadar gidebiliyorsunuz… Çok sevimli görünüyorlar. Yeşilliğin içinde gördüğünüz minik kafa da su kamlumbağasına ait…

Hayvanlarda huzurlu burada…

 

Biz de elimizden geldiğince ve zamanımız dahilinde yararlandık parktan.  Demir çıplak ayak koşuşturdu çimenlerde bir de arkadaş buldu kendine.

Baba-oğul kayalara tırmanma yarışı yaptılar. Tabi ki Demir önce çıktı 🙂

 Gizemli bir orman izlenimi veren patikalardan yürüdük,

  Göl kenarında dolaştık,

 

Kuğuları izledik

 

 

Parkın her köşesi bir başka güzel.

Parkın içinde ve etrafında gezilecek pek çok yer var. Bunlardan biri Central Park Zoo. Madagaskar’ı izleyenler bilirler, parkın hemen girişinde hayvanat bahçesi. Oldukça küçük bir alan ve çok fazla bir hayvan çeşitliliği yok ama olanlar çok güzel. Demir’in ilgisini çekmeyi başardılar. Dünyanın en zehirli hayvanları arasında olan renkli kurbağalar bizim en çok ilgimizi çekenler oldu.

 

Böcekler gerçekten çok iğrençti ama aynı zamanda ilginçti, papağanların renkleri çok güzeldi. Fotoğraflayamadığım kırmızı panda ve kar leoparı yine ilginç hayvanlar arasındaydı.

Parkın etrafında pek çok müze bulunuyor. Biz bunlardan sadece National History Museum’u (Ulusal Tarih Müzesi) gezebildik.  O’nun fotoğrafları bir başka yazıya…

 

← Previous post

Next post →

4 Comments

  1. Nesli ben bu yazına , ne kadar güzel bir park, insanın ruhuna nasılda iyi geliyordur o kalabalıktan sonra, detaylara ve Demir’e bayıldım yazacaktım ama bu sitene dünden beri 10. girişim.Sanırım bu yazına yorum yapmamı, başta oğlum, sonra wordpress istemiyor. Dönünce yüzyüze söylerim artık. Ona da karışacak halleri yok herhalde :))

    • nescakec

      Bu çıkışından sonra sanırım wordpress direnmeyi bıraktı Zeynepçim 🙂 10 sefer denemen de ayrı bir rekor tabii:)
      Park gerçekten çok iyi geliyor insana, 1 adım atarak farklı bir ortama giriyorsun. Sadece herkes spor yapıyor, biraz komplekse kapılıyorsun.

  2. dünyadaki en ünlü parklarından birindeki izlenimlerini paylaştığın için teşekkürler Neslihan.. gerçekten de bu kadar gökdelenin arasındaki park dikkat çekici. biz de doğal güzelliklerimizin arasına gökdelen yapıyoruz -ne ilginç- neyse olsun bişey olmaz! ne de olsa yapay park da yapabiliriz. deil mi?!!
    şaka bi yana pek çok film ve dizide gördüğümüz central park’ta en çok çimlere yayılma kısmı ilgi çekiyor galiba 😉
    Demir’in çimlerdeki hali de oldukça keyifli gözüküyor 😛 çok güzel…
    amerika gezi notlarını takipteyiz 🙂 acaba sırada neresi var?

    • Çok haklısın Harika, biz de parkları yıkıp gökdelen yapıyoruz ama sanırım biz yapay park da yapamayız hiçbir zaman.
      Central Park’a gelince, evet çimlere yayılma kısmı süper, bu alana evcil hayvanları da almıyorlar, heryer temiz, rahat rahat gez dolaş… Sırada “New York’da ne yedik ne içtik” yazısı olacak sanırım…Belki Amerika gezisi arasına bir “taze makarna” tarifi ekleyebilirim. Ne dersin? 🙂

Bir Cevap Yazın

3 + 1 =