New York

Amerika gezimizin ilk şehri olan New York ile başlıyorum… Amerika’ya gitme fikrimiz ilk ortaya çıktığında beni çok da heyecanlandırmamıştı doğrusu. Amerika’nın şehirleri Avrupa kadar ilginç gelmiyordu bana. Amerika’ya gideceğimiz kesinleştiğinde ise araştırmalara başladıkça heyecanlanmaya başladım. Kendime bir not defteri aldım ve gitmemiz görmemiz gereken yerleri not almaya başladım. Gezginler için internet süper bir yol gösterici. Gezi kitapları da elbette çok keyifli ve faydalı ama internette olumlu-olumsuz her tür bilgiye yoruma ulaşıyorsunuz. Haritalar, fotoğraflar, bloglar, uydu görüntüleri hatta daha gitmeden sokaklarda dolaşma imkanı… Online olarak pekçok işinizi halletmeniz mümkün. Ancak tüm bunlar çok zaman alan ve aslında biraz da kafa karıştıran, yoran bir süreç. Amerika’ya gezmeye gidenlerin yorumları, Amerika’da yaşayanların yorumları, otellerde kalanların yorumları, yeme-içme önerileri derken işin içinde bir an boğulduğunuzu ve hiç oradan çıkamayacağınızı düşünüyorsunuz. Siz farklı farklı kişilerin yaptıklarını toplayıp, hepsini birden yapmaya çalışıyorsunuz. Beklentiniz yükseliyor ve bunlardan birini yapamazsanız canınız sıkılıyor, zamanınız yetmiyor. Çünkü listeniz toplama liste, o işler için harcanan zamanları alt alta yazsanız belki 1 ay sürecek ama siz 4-5 güne sığdırmaya çalışıyorsunuz. İşte bu yüzden araştırma yapmak mı daha iyi yoksa hiç araştırmadan gitmek mi iyi diye düşündüm ve vardığım sonuç şu oldu: Benim yapım itibariyle plansız gitmem mümkün değil, o da tatil heyecanının bir parçası benim için ama kendimi kaptırmadan bu araştırmayı yapmaya ve daha esnek olmaya karar verdim ve sanırım bu sefer uyguladım…

Amerika yazısı hem gezdiğim yerleri fotoğraflarla anlatsın hem de gitmeyi düşünenler için rehber olsun istedim. O yüzden bazı konularda fazla detaya kaçabilirim. Dilerim sıkmam okuyanları….

Uzak bir yere giderken  en önemli meselelerden biri de uçak bileti. Aktarmalı mı aktarmasız mı gitmek uygundur?  Hangi firma, hangi saatte, en ucuz bilet için en uygun zaman nedir derken sık sık vazgeçiyorsunuz gitmekten. Ama herşey yoluna giriyor sonunda…

Biz otellerimizi Hotels.com dan seçtik. Birçok siteye baktıktan ve yorumları değerlendirdikten sonra en uygun fiyatları bu sitede bulduk Aslında bir de  Priceline.com sitesi var burası ilginç bir yöntemle çalışıyor. Siz kalacağınız yeri, sizin için önemli kriterleri ve düşündüğünüz parayı teklif ediyorsunuz ve gerisini sisteme bırakıyorsunuz.  Sistem kayıtlı oteller içinde sizin önerdiğiniz fiyatı kabul eden bir otel bulursa otomatik olarak parayı çekiyor ve sizin kaydınızı yapıyor. Biraz işiniz şansa kalıyor. Bu sistemde pahalı bir otelde yarı fiyatına da kalabilirsiniz, ama beğenmeyeceğiniz bir otelde çıkabilir karşınıza. Bizim bu yolla giden ve memnun kalan arkadaşlarımız vardı ama ben işimi şansa bırakmayı çok sevmediğim için cesaret edemedik doğrusu. Ancak bu yolla arabamızı kiraladık.

Otel ve araba dışında bir de Brodway’den bilet aldık gitmeden. Ben “Fantom Of The Opera”yı izlemeyi çok istiyordum ama tabi öncelik Demir’in. “The Lion King” için bilet aldık.  Aslan Kral en uzun süredir oynanan ve en ünlü Brodway müzikali. Demir 3 yaşlarındayken izlediğimiz bir Aslan Kral müzikalinin ardından 1 sene boyunca evde onu oynadı. Ben ona maskeler hazırladım, babası fotoğraflarını ve müziklerini buldu ve o da bıkmadan usanmadan oynadı. O günlerin hatırına Aslan Kral müzikaline biletimizi aldık.

Tüm hazırlıklardan sonra Amerika’ya uçtuk. İlk gün havaalanından arabamızı alıp New York’tan geçtik ama çok ısrar etmeme rağmen duramadık… New Jersey tarafında olan Newark’ta yer ayırttığımız otelimizi bulduk. Biraz dinlendikten sonra yakında bulunan bir outlete gittik. Outletteki ilk mağazamız Toy’s  R Us, ikincisi ise Lego oldu. Demir’in keyfi yerine geldi, bütün yol yorgunluğunu unuttu tahmin edebileceğiniz gibi.

İkinci gün sabah erkenden kalktık, kahve ve yağlı ekmekle yaptığımız kahvaltıdan sonra New York’a gitmek üzere Newark tren istasyonuna gittik. New York’ a ulaşmak için2 ayrı metroya bindik. İndiğimiz yer New York’ta bir çok metro ve trenin kesişimi olan 34. caddeydi. Burada ilk olarak fotoğraf makinesi ve kamera ile ilgili aklınıza gelebilecek herşeyi bulunduran B&H Camera ‘ya gittik. Eğer fotoğrafçılık ile ilgileniyorsanız mutlaka gitmeli ve 1 gününüzü buraya ayırmalısınız.

 

Yolumuzun üzerinde new york nicks‘in maçlarını oynadığı ve ayrıca her türlü sanatsal aktivitenin de gerçekleştiği Madison Square Garden’ı gördük. Buradan yürüyerek Empire State’ e gittik.

Uzuuun bir bilet kuyruğunu geçip 2 ayrı asansöre binerek yukarı çıktık. Sanırım 87’ye kadar çıktık. Bir 20 kat daha çıkabiliyorsunuz ama bir bilet parası kadar daha vermeniz gerekiyor. Bizim için 87 yeterli oldu. 🙂

 

Empire State’ten çektiğim fotoğraflarla ilk yazımı bitiriyorum ama bu  yazı dizisi uzun bir süre bitmez…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

← Previous post

Next post →

10 Comments

  1. Geldiğinden beri bekliyorum yazacaklarını 🙂
    Bence uzun uzuun yazmalısın Neslicim…Sonuçta gideceklere yol gösterir, gidemeyeceklere de gitmiş hissi verir 🙂
    İnsan nasıl gezer bu ülkeyi bilmedim fotoğraflarına bakınca..Sanki aylarca kalsa bile yapamadığı pek çok şey kalır aklında..
    Devamını merakla bekliyorum..arayı fazla açma ama Neslicim.

    • nescakec

      Epeyce uzun olacağına emin olabilirsin Zeynep’çim. Siz “Nesli yeteeer! ” diyene kadar yazmayı düşünüyorum 🙂

  2. Duygu Kaya

    Ama gezip gördüklerin yetmez! yediğiniz içtiğinizi de anlat 🙂

  3. Amerika yazı dizini heyecanla bekliyorduk. kısa zamanda paylaştığın için teşekkürler Neslihan 🙂
    güzel ve eğlenceli bir rehber olacağını düşünüyorum!
    henüz büyümeyen biz çocuklara “oyuncakçılar” hakkında özel bir bölüm yaparsan sevinirim 😀
    takipdeyim… sevgiler..

    • nescakec

      Harika’cım merak etme oyuncakçılarla ilgili epeyce fotoğraf yayınlayacağım. Demir kadar ben de kendimi kaybettim oralarda 🙂

  4. keysun çetinkaya

    Yaşamak ve görmek çok farklı olmalı..Benim yeğenimde 3 yıl Newyork’da çalıştı ve Türkiye’ye döndü.. ama İstanbul ona yetmedi.. Tekrar Newyork’a gitme hazırlığında.. Dünya’nın en hızlı ve yoğun yaşanan şehri sanırım.. alıştınmı o tempoya..vazgeçemiyorsun… teşekkürler Neslihan’cım..güzel sunumun..emeğin için..

    • nescakec

      Keysun Hn. yeğeniniz çok haklı. İstanbul’da yaşayınca nasıl bir başka şehirde kendinizi kutuya sıkıştırılmış gibi hissediyorsanız New York’ta yaşadıktan sonra da dünyanın başka yerinde yaşayamazsınız heralde…Ben çok beğendim New York’u, İstanbul gibi hareketli ama İstanbul kadar yormuyor insanı.

  5. Oğuzhan İmamoğlu

    Çok keyifli bir yazı dizisi olacağı şimdiden anlaşılıyor… Ne yalan söyleyeyim, ben de ABD’ye gitme konusunda Senin gibi düşünüyordum Neslihan… Ama anlattıkların ve yazdıklarından sonra farklı düşünüyorum şimdi… Sadece Newyork’un ortasında central park’ı düşününce ( ki bizim istanbulda kesinlikle orman derlerdi ona)bile İstanbul’da bazı şeylerin yanlış gittiğini anlıyor insan… Değil central park, yürüyecek kaldırım bile bulmakta zorlanıyoruz doğrusu….:) Ama bu da bize zor şartlarda yaşama direnci kazandırıyor…:) Yetkililere teşekkü etmek lazım aslında…:)

  6. Zaten sabırsızlıkla beklediğim bir yazıydı girişten bağladın beni. Kendimle yüzleşir gibi oldum:)Eminim yazıların bittiğinde, fotografları bile insanın başını döndüren bu koca şehri, sanki yıllardır orada yaşıyormuşuz gibi derleyip toplayıp önümüze sunacaksın.Harikasın valla:)

Bir Cevap Yazın

+ 41 = 44