Büyülü Şehir: Prag

 

Astronomik Saat Kulesi

 

Prag muhteşem bir şehir.Tarihi kent merkezi sizi bugünden alıp geçmişe götürüyor. Ortaçağ dönemine…Yazıyı okumaya başlamadan önce gözlerinizi bir an için kapatın ve kendinizi ortaçağın görkemli kıyafetleri içinde, binaların arasından geçerken düşleyin.Erkekler için pek cazip gelmeyebilir, fırfırlı gömlekler ve kadife ceketler; ancak kadın okuyucuların pek çoğunun yüzündeki gülümsemeyi hissedebiliyorum, evet bayanlar renge karar verdiyseniz Prag’ı anlatmaya başlıyorum.
Prag’a eşimin katılacağı bir konferans nedeniyle gittik.Konferans 3 gün sürüyordu, biz 2 gün önceden gidip, 4 gece 5 günlük bir seyehat planı yaptık. Ruzyně Havaalanına indiğimizde ilk iş olarak kendimize 5 günlük sınırsız kullanım hakkı olan ve otobüs, metro, tramvay gibi her türlü şehir içi ulaşım aracında geçerli olan şehir kartlarndan  aldık. Daha sonra otobüse binerek otelimizi bulduk Havaalanı şehrin dışında. Havaalanı ile Dejvice semt merkezi arası yemyeşil tarım toprakları. Sonra yavaş yavaş yapılaşma başlıyor. Merkeze girerken ana cadde üstünde ilk olarak yönetim binaları göze çarpıyor. Daha sonra merkezde büyük bir otel, Otel Diplomat, Çek Teknik  Üniversitesi yerleşkesi ve metro istasyonu geliyor. Çevrede 2 katlı binalardan oluşan konut alanları bulunuyor. Bizim kaldığımız otelde bu binaların arasında, yeşillikler içinde 2 katlı çok güzel ve temiz bir oteldi. Otelin adı Hotel Silenzio. Biz üniversiteye yakın olduğu için tercih ettik. Bizim bulunduğumuz yerin adı Dejvice (deyvitska); Prag 6 da yer alıyor ve Şehir merkezine (Old Town) metro ile 10 dakika uzaklıktaydı. Otel ise metro istasyonuna yürüyerek 15 dakika mesafedeydi. Aslında otelden ana caddeye indiğinizde tramvaylar geçiyor ancak iki durak arasında kaldığından metro istasyonuna yürümek daha mantıklı oluyordu. Sakin, sessiz güzel bir yerdi. Gece bile döndüğümüzde tedirgin olmadan otelimize gittik.
Ulaşım çok rahat Prag’ta. 3 ayrı aksta şehrin her yanına dağılan metro ve metro istasyonları  arası füniküler, tramvaylar, otobüsler bulunuyor.Her yere rahatça ulaşabiliyorsunuz. Üstelik nereden nereye gideceğinizi, hangi metroyu kullanacağınızı da çok rahat algılayabiliyorsunuz.
Turla gitmediğimiz için her binanın tarihini öğrenemedik, ya da önemli heryeri gezemedik. Gitmeden önce internet araştırması yapıp nereleri gezebileceğimizi kararlaştırmıştık. İlk olarak tarihi kent merkezinden başladık.

Tarihi kent merkezi, Unesco Dünya Mirası Listesinde yer alıyor. Tarihi merkezin bulunduğu yer Mustek. Aslında Prag’ın her yerinde tarihin izlerini görmek mümkün Mustek’le sınırlı değil. Kent merkezi çok iyi korunmuş, ihtişamlı yapılardan oluşuyor. 2. dünya şavaşı sırasında Hitler’in bombalamaya kıyamadığı  2 şehirden biri (diğeri de Paris) olduğu söyleniyor. Savaş sırasında pek zarar görmemiş olması kentin tarihi önemini arttırıyor. Prag, Rönesans, Gotik ve Barok mimarisinin izlerini taşıyan binaları, sokakları, meydanları, heykelleri ve köprülerle süslenen Vltava nehri ile dünyanın dörtbir yanından gelen turistleri kendine hayran bırakıyor.

Prag’ta bir binanın dış cephesindeki heykeller
Astronomik Saat Kulesi

 

Tyn  Kilisesi
Tarihi meydanda Prag’ın meşhur astronomik  saat kulesi bulunuyor. Saat kulesinin ilginç bir hikayesi var.Saat,15.yy sonlarında Charles Üniversitesi’nde profesör olan Hunuş Usta tarafından yapılmış.Hunuş Usta saati tamamladığında önemli bir kişi haline gelir. Hatta öyle ki ünü kralı bile geçer. Dünyanın her yerinden insanlar Prag’a saati görmeye gelir. Hunuş Usta, çeşitli ülkelerden teklifler alır ancak hiçbirini kabul etmez. Ancak, bu durum kralı çok rahatsız eder ve ustanın saati başka bir yerde yapmasını engellemek için Hunuş Usta’nın gözlerine mil çektirir. Kör olan Hunuş Usta bu duruma dayanamaz ve kendini saatin mekanizmasına bırakarak intihar eder, bu arada saati de bozarak kraldan intikamını almış olur. 50 Yıl boyunca hiçbir usta saati tamir edemez. 50 Yıl sonra saat tekrar çalışmaya başlar.Hunuş Usta’nın saati, Güneş’in, Dünya’nın ve Ay’ın konumlarını gösteren astronomik bir saattir. Saatin dış tarafındaki rakamlar İbranice’dir. Bu Babil saatini göstermektedir. Hunuş Usta, (saati Eski Şehir Meydanı’na yaptığından, meydanın bir paraleli de Yahudi mahallesi olduğundan) Yahudilerin nüfusunun fazla olduğu bir bölgede onları ezmemiş, onlara da bir jest yapmış ve Babil saatini de kendi saatine eklemiştir.Saatin etrafında 4 tane kukla vardır. Bu kuklalar insanlara neleri yapmamaları gerektiğini anlatır. Soldan en baştaki, elindeki aynayla kendine bakar; “kendini beğenmişliği” sembolize eder. Onun yanındaki kukla, elinde altın torbası olan bir Yahudi’dir; “cimriliği” sembolize eder. Bir yandaki kukla ise iskelettir; “yaşama karşı isteksizliği” anlatır. Sonuncu kukla, elinde mandoline benzer bir müzik aleti bulunan ve Türk’e benzetilen adam da; “gece hayatına ve sefahate düşkünlüğü” anlatır. Kısacası bu kuklalar, kendini beğenmiş, cimri, yaşama karşı isteksiz ve sefahate düşkün olmayın der.Saatin altında da insanlara yapmaları gerekenleri anlatan 4 kukla vardır. Bu kuklalar da, bilime, adalete, astronomiye ve eğitime önem verme konusunda bizleri uyarır.Her saat başı, İsa’nın 12 havarisi de pencerenin önünden geçerek ufak bir gösteri yapar. Horozun ötmesiyle gösteri biter.(kaynak:www.webhatti.com)

Saat kulesinin etrafı saat başlarında inanılmaz kalabalık oluyor. O sırada çevrede dolaşan bütün turistler kulenin etrafında toplanıyor. Eğer şanslıysanız saat vuruşlarını tamamladıktan sonra gösteriye başlıyor. Biz iki kez yakaladık, ancak insanların boş yere toplandığına da birkaç kez şahit olduk.

Prag Kalesi’nde Katedral

Prag gerçek bir sanat ve kültür şehri.Kentin sokaklarında dolaşırken her yerden klasik müzik sesleri yükseliyor. Kemanını çalan bir genç ya da birkaç enstürimandan oluşan küçük bir grupla karşılaşabilirsiniz her an. Metroya binen her 10 gencin birinde mutlaka bir müzik aleti bulunuyor. Belli ki müzik, kent merkezinde turistik amaçlı değil, insanlar gerçeken ilgi duyuyorlar. Kentte aynı anda onlarca etkinlik var. Birçok konser salonu, opera salonu, müzeler, sergiler…Hepsine de ilgi var.  Ben Prag’ta bir opera izlemeyi çok istiyordum ancak saatler uymadığı için gidemedik, ama çok güzel ve tarihi bir müzenin içinde klasik müzik konseri dinledik. Müzenin merdivenlerinde oturarak dinlediğimiz konser çok etkileyiciydi. Ayrıca, konferans etkinlikleri çerçevesinde bir manastırda klasik müzik konserine daha katıldık. O da gerçekten muhteşemdi. İstanbul’da da tarihi binalarımız otel yerine keşke opera, konser, sergi salonu gibi sanat etkinlikleri için kullanılsa diye geçirdim içimden tabii.

Narodni Müzesi (Ulusal Müze )
Kent merkezinden Vltava nehrine doğru gittiğinizde ünlü Charles Köprüsüne geliyorsunuz. Köprünün üzerinde ressamlar, kukla oynatıcıları, hediyelik eşya satıcıları, müzikleri ile köprünün kimliğini tamamlayan müzisyenler ve tabi ki her yerden fotoğraflar çekmeye çalışan turistlerle karşılaşıyorsunuz. Köprü Kral 4. Charles’in baş mimarı olan Peter Parler tarafından yaptırılmış. Üzerindeki heykellerin çoğu zaman içinde yıpranmasından ötürü kopyası ile değiştirilmiş. Şu an üzerinde 75 adet heykel bulunmakta. Biz Prag’ta olduğumuz süreçte heykeller onarımdaydı. O yüzden çoğunu göremedik. Köprünün üzerinde nehir  manzarası çok güzeldi. Charles Köprüsünün dışında 5-6 tane daha köprü bulunuyor. Ancak içlerinde araç trafiğine kapalı olan tek köprü Charles Köprüsü. Köprünün karşı kıyısında parklar bulunuyor. Kıyı da ördekler ve kuğular vardı. Hava da güzeldi, herkes parkların tadını çıkarıyordu.
Vlatava Nehri
Prag Kalesi ve Prag Kalesinden Şehrin Manzarası
 Kentin mutlaka görülmesi gereken yerlerinden biri de Prag Kalesi. Kalenin içinde pek çok birim bulunuyor. Ayrı bir kent gibi. Saray, katedral, iki müze, Romanesk manastır ve galeriler, konser salonları, meydanlar…Saray ve katedral özellikle çok etkileyici. Kalenin kapısında iki muhafız duruyor. Nöbet değişimleri törenle yapılıyor. Saat kulesinde olduğu gibi nöbet değişimlerinde de tüm kalabalık toplanıyor.
Katedralin dış yüzeyinde ürkütücü heykeller göze çarpıyor. İçerisini gezebilmek için uzun bir kuyrukta beklemek zorunda kaldık. Bu sırada da binayı inceleme fırsatımız oldu. Kalenin kurulduğu alan oldukça geniş. İçerisinde cafeler, parklar, restaurantlar bulunuyor. Şehrin en iyi manzara noktalarından biri burası sanırım. Özellikle fotoğraf çekmeyi sevenlerin mutlaka uğraması gereken bir yer.
Prag Kalesindeki Katedralin İçinden Bir Görünüm
Kaleden şehre doğru inen basamak sayısını bilemediğim ama sıcak günlerde mola vermeden inilemeyecek merdivenler bulunuyor. Bu merdivenlerle eski kent merkezinin karşı kıyısına varıyorsunuz. Burası da çok güzel. Kent merkezine göre daha sakin ama yine turistik bir bölge. Franz Kafka’nın evi de bu bölgede yer alıyor. Her ne kadar turistik amaçlı olarak Kafka’nın evini müze olarak kullansalar da Çek halkının Kafka’yı sevmediğini öğrendik. Yine bu bölgede Prag’ın meşhur kuklacılarını da gördük. Ahşap kuklalar gerçekten çok etkileyicilerdi. Özellikle büyük olanları çok orjinaldi. Ancak fiyatları o kadar yüksekti ki alamadım.

 

Prag Kuklaları

Hediyelik eşya satan dükkanlardan birinde satıcı kız Türk olduğumuzu anladı ve yanımıza geldi. İngilizce,sizin filmlerinizi çok beğeniyorum dedi. Olabilir diye düşündük, ne de olsa pekçok yetenekli ve dünya çapında tanınan yönetmenlerimiz var artık. Bir diziniz var, hani kitaptan çevrilen, Yaprak Dökümü mü dedik, evet evet dedi. Ahhh Rıza Bey, ona çok üzülüyorum (ki o zaman henüz felç olmamıştı ) çok ağlıyorum onun için dedi. Bir de komik bir filminiz var, Recep İvedik, dedi. Onu da çok seviyormuş. Avrupa’da Türkler denince artık Yaprak Dökümü ve Recep İvedik akla geliyor !

Plancının Prag Notları:
Prag’ta ulaşım sorunu diye birşey yok, en azından İstanbul’da yaşayan biri olarak ben göremedim. Tüm Avrupa’da olduğu gibi toplu taşıma ile sistemli bir şekilde her yere ulaşım sağlanıyor. Araç kullanımı çok yoğun değil ancak giderek arttığı söyleniyor. Otopark sorunu da şu andan yok ancak araç sahipliliğinin artması durumunda otopark sorunu da oluşacaktır. Kentin bir ucundan diğer ucuna metro ve otobüs kullanarak ulaşmak mümkün. Herşey saatli ve programlı.
Kent 10 bölgeye ayrılmış. Tarihi kent merkezi 1 numaralı bölgeyi oluştururacak şekilde 10 ayrı bölgesi var. Adreslerde bu bölgeler kullanılıyor. Ayrıca altyapı çalışmaları da bu bölgelere göre yapılıyor.Tarihi kent merkezinde atıl bırakılmış bir yapı yok. Tüm binalara fonksiyon verilmiş. Kimi restaurant, kimi cafe, kimi günlük ticari fonksiyonlar için kullanılıyor. İşlek caddelerden birinde yer alan tarihi bir yapı grubunun dış cepheleri korunarak içi alışveriş merkezi haline getirilmiş. Ancak dışında herhangi bir bozulma yok. Tarihi yapıların dekor olarak kullanılmaya çalışılması bize özgü değil demek ki. Kapitalist düzen burada da etkisini göstermeye başlamış. Dünyanın her yerini ele geçiren fastfood yiyecekler zincirlerini  ve cafeleri burada da görmek mümkün.Mekanları tek düze hale getiren ve yöresel kültürü yavaş yavaş ortadan kaldıran bu sisteme karşıyım. Özellikle de seyahati yemekten bağımsız düşünemeyen biri olarak fastfood kültürünün (bu bir kültürse) yerini Avrupa’da yavaş yavaş yaygınlaşan slowfood kültürünün almasını bekliyorum.(Gerçi plancı değilde Prag’da yiyecek birşey bulamayan aç bir turist gözüyle çok da karşı duramıyorum. )
Prag’ta tarihi binalar sadece kent merkezi ile sınırlı değil, şehrin her yerinde görmek mümkün. Metro ile merkezden  biraz uzaklaştığınızda şehrin kendi nüfusu için olan ticaret alanlarının yoğunlaştığı bölgelere ulaşıyorsunuz. Yine merkezden uzaklaştıkça konut alanları da yoğunlaşıyor. Elimizde sınırsız seyahat kartımız olduğu için metroya, otobüse binip şehrin çeşitli yerlerini gezdik. Bazen istastonda inip, birkaç sokak gezip tekrar kaldığımız yerden devam ettik. Bu arayışlarımızdan birinde televizyon kulesini gördük. Hiçbir özelliği olmayan bir kuleyi ekledikleri birkaç sevimli heykelle nasıl turistik amaçlı kullandıklarına şahit olduk. Çok yaratıcı ve bence çok da başarılı….

 

Prag Televizyon Kulesi

 

Tarihi yapıların içinde onlarla tamamen tezat yeni bir bina inşa edilmiş. Adını da “danseden binalar” koymuşlar. Tarihi yapıların arasında günümüz mimarisini yansıtan binalar olmasına karşı değilim ancak bu binaları beğenmedim. Bana göre reklamını yaptıkları kadar bir özellikleri yoktu. Görmeseniz de olur.

 

Danseden Binalar

 

Metronun son istasyonunda sanayi alanları ve depolar bulunuyor. Ayrıca outletlere de buradan kalkan servis otobüsleri ile ulaşılabiliyor. Biz Demir’e  hediye bulmak amacı ile  dolaştık ama pek bir özelliği yoktu. Dışarıdan çok büyük görülen alışveriş merkezlerinde, alanın üçte ikisini otoparka ayırmışlar. Geri kalan üçte birinde ise mağazalar bulunuyor. Yeraltı otoparklarından haberleri yok sanırım….

Prag alışveriş için uygun biryer değil bana göre. Türkiye’de de olan birkaç mağazaya girdim fiyat karşılaştırması yapmak için, fiyatlar da ürünler de aynıydı. Boş yere birşeyler taşımanın da para harcamanın da anlamı yok. Ülkemizde herşey fazlası ile var. Tabii ki oğluma söz verdiğim hediyeleri aldım. En korkunç dinazorları buldum. Oyuncakların fiyatları bizdeki oyuncakçılara göre daha uygundu.

Prag’ta Yeme-İçme

Prag yemek konusunda oldukça ucuz bir şehir. Çek kronunun kullanılıyor olması ve tamamen euroya geçmemiş olmaları büyük avantaj. Yeme-içme ucuz ancak bizim damak tadımıza uygun seçenekler bulmak zor. Mc donalds, Kentucky Fried Chiken ve İtalyan restorantları sayesinde karnımızı doyurduk. Ancak Çek’lere özgü birşey yemedik. Aslında geyik etini merak ediyordum ama rastlamadık.
Yemekleri konusunda yorum yapamıyorum ama tatlıları ve dondurmaları çok güzeldi. Üstteki resimdeki dondurma cafe Slavia’dan. Prag’tayken bana e-maille buraya gitmemi öneren Hilal’e sonsuz teşekkürler. Hem Vltava Nehrine bakan manzarası hem de yiyecek ve içecekleri çok güzeldi. Üstelik fiyatları da gayet uygundu. Bu cafenin önemli bir özelliği Nazım Hikmet’in Prag’ta yaşadığı 1956-1958 yılları arasında buraya gelmiş olması. Söylendiğine göre Nazım Hikmet cafede otururken İstanbul’u  özleyerek hüzünlenmiş ve O’nun hüzünlü halini gören Prag’lı bir ressam Nazım Hikmet’in resmini yapmış. Resim cafenin duvarında asılıymış. (Ben hikayesini sonradan öğrendiğim için dikkat etmemiştim.)

Slvia Cafe

 

İlk 1-2 gün Tarihi kent merkezinde birşeyler yedik, daha sonra yakın çevrede çok güzel yerler keşfettik. Üstelik fiyatları da merkeze göre neredeyse yarı yarıya fark ediyordu. Özellikle Prag’lıların gittiği yerleri bulabilirseniz, hem uygun hem de güzel şeyler bulabiliyorsunuz.
Prag’ta neredeyse gördüğüm tüm marketleri gezdim.  Değişik birşeyler bulabilir miyim diye ama çok fazla birşey bulamadım. 1-2 pasta süsleme malzemesi alsam da ben daha güzel şeyler bulmayı ümit ediyordum.
Notlar…..
Çek’ler gördüğümüz kadarıyla sıcak kanlı insanlar değiller. Ama bu tersler yada kabalar anlamına gelmesin, gayet saygılı, kendi hallerinde insanlar. Özellikle bizi en çok şaşırtan şey gençlerin saygısıydı. Türk gençleri büyüklerine saygılıdır sözünün çoktan laflarda kaldığı günümüzde, Çek gençlerinin ne kadar saygılı olduğunu gördük. Metro’da otobüste gençler oturmuyorlar bile, ya da otursalar da kendilerinden büyük biri bindiği anda hemen kalkıyorlar. Herkes kendi halinde, kimse kimseyi rahatsız etmiyor. Herkes kitap, gazete okuyor.
Prag’ta bize ilginç gelen şeylerden biri de  dilenciler oldu. Dilenciler dizlerinin üstünde yere kapaklanıyor ve kesinlikle yüzlerini göstermiyorlar. Bu şekilde dileniyorlar. Yalnız alttaki fotoğrafta gördüğünüz gibi dilencinin elinde mc donalds bardağı ve ayağında da conversler var ..:)
Prag’ta Dilenciler
Biz Prag’a doymadık. Fırsatım olursa yine gitmek isterim. Birkaç günlük deneyimimle Prag’ın uzun süreli yaşanabilecek bir yer olduğunu söyleyebilirim.
Prag’ta yapamadıklarım:
  • Kukla tiyatrosuna gitmek,
  • Opera izlemek,
  • Nehirde Jaz eşliğinde botlarda gezinti yapmak,
  • Geyik Eti yemek,
  • Prag Hayvanat Bahçesine gitmek,
  • Kemikli  kiliseyi görmek,
  • Karlovy Vary’e gitmek,
  • Kukla almak.
Baharda bir yerlere kaçmak isterseniz Prag güzel bir seçenek olabilir. Ben yazıyı hazırlarken seyahate çıkmayı çok özlediğimi farkettim. Yaza kadar bekleyebilir miyim bilmiyorum….
Sevgiler…..

← Previous post

Next post →

9 Comments

  1. -ah- prag…büyüsünden çıkmak isteyen kim…
    gezi notlarına yeni eklediğin "plancının gözlemleri" ve "prag da yapamadıklarım" bölümlerine bayıldım…

  2. "prag da yapamadıklarım" bence süper buluş ! Bu şehrin önüne bişey geçemez diyordum, gene bizi şaşırttın. Alacağın olsun.. :))

  3. hiPstEr

    gezmeyi her daim özlüyor insan galiba, sevgili neslihan..

    bir sonraki sene için prag'a gitme planları yapıyorduk, bir aksilik olmazsa yazından epeyce yararlanacağız gibi gözüküyor.

    ellerine sağlık.

  4. Hilâl :)

    Neslihancım harika bir yazı olmus, eline, diline, yüreğine saglık 🙂
    Yazı bekleyemeden bir yerlere kacarsan haber et ben de tavsiye edilecek mekanlar birikti 😉

  5. efe-ezgi

    bir şehir bu kadarkeyifli ve güzel aktarılabilir.

    zevkle okudum ve gerçekten gitmediğim bu yerle ilgili epeyce fikrim oldu.

    değindiğin konular ele alış biçimin de çok hoşuma gitti neslicim.

    paylaştığın bilgiler için çok teşekkürler.

  6. Nihan ve Zeynep: "plancının gözlemleri ve "yapamadıklarım" bölümlerinin bu kadar ilgi görmesine sevindim. Bundan sonraki gezi yazılarında devam edeceğim…

    İrem: Mutlaka gidin, mümkün olduğunca çok gün ayırın. Sıkılmazsınız…

    Hilal; sen tavsiye etmeye başla ben içlerinden mekan seçeyim :))

    Sema'cım yazıyı beğenmene sevindim. Gezmeyi ve gezdiğim yerleri yazıya dökmeyi seviyorum. Sizler de beğendiyseniz ne mutlu bana…

  7. Oguzhan

    Prag'a gitmeden gezmiş kadar oldum…:) Son derece keyifli bir gezi yazısı… "Prag'da Yapamadıklarım" da devam yazısı gibi olacak sanki…;)

    Merakla devamını bekliyor olacağız…

  8. Ellerine sağlık Neslihan, 2005 yılında gezdiğim Prag’ı sayende yad etmiş oldum. Keyifli bir yazı olmuş gerçekten. Yalnız yukarıda Tyn Kilisesi’nin resminin altında ismi Loretta Kilisesi olarak yazılmış affına sığınarak düzeltmek isterim.
    Yeni gezi yazılarını bekliyoruz.

    • nescakec

      Cok tesekkur ederim Murat, Prag’i gezen biri olarak begenmene sevindim. Uyarin icin de ayrica tesekkur ederim. Hemen duzeltecegim…

Bir Cevap Yazın

3 + = 8